MÜZELER DUVARLARINI YIKTI!
KOCA, YAŞLI, ŞİŞKO DÜNYAMIZA BİR SIFAT DAHA EKLENDİ: “DİJİTAL” DÜNYA. İNTERNETTEN SOSYALLEŞİYORUZ, ALIŞVERIŞ YAPIYORUZ VE KÜLTÜRLENİYORUZ. MÜZİK, SİNEMA, KİTAP DERKEN MÜZELER DE ARTIK BİR TIK UZAĞIMIZA KADAR GELDİ. KEŞFEDECEK MİLYONLARCA ŞEY DUVARLARIN ARKASINDA DEĞİL, PARMAĞININ UCUNDA.

MÜZELER DUVARLARINI YIKTI!

Tarihin, bilimin, doğanın ve en çok da plastik sanatların gösterim mekanı müzeler, 20’nci yüzyılın sonlarına doğru
duvarlarını yıkmaya başladılar.Helenistik Çağ’da yapılmış İskenderiye Müzesi’ni günümüz müze anlayışından çok ayrı bir yerde konumlandırırsak dünyada müzeciliğin başlangıcını Rönesans dönemine sabitlememiz gerekir.Koleksiyonculuğun yaygınlaştığı bu dönemde müze kelimesi ilk kez 16’ncı yüzyılda İtalya’nın meşhur ailesi Medici’lerin koleksiyonunu tanımlamak için kullanılmış.1750 yılında kurulan Luxemburg Müzesi ise resmi olarak kurulan ilk müze olarak kayıtlara geçmiş. 19’uncu yüzyıla gelindiğinde artık dünyanın birçok bölgesinde çok sayıda müzenin varlığından söz edebiliyoruz. Tabii konumuz olan sanal müzeciliğe varmamıza daha bir yüzyıldan fazla var. Bilgisayarın keşfi ve yaygınlaşmasıyla birlikte sayısal verilerin bilgi toplama ve saklama konusundaki faydaları neredeyse her alanda kabul gördü. Bilim, sanayi,
eğitim gibi alanlara nazaran çok farklı dinamiklere ve hassasiyetlere sahip sanat alanında ise teknolojiyle ilişki biraz netameliydi. Sanat, doğası gereği taklitlere kapalı ve özgün olmalıydı. Hele ki sayısal verilere dönüştürülüp artık evlerimize girmiş bilgisayarlarda dilediğimizce gezinebileceğimiz bir alan olması, beraberinde sanatı yok eden tehlikeleri yanında getirebilirdi. Bu tartışmalar birçok alanda olduğu gibi sanatın sergilenmesine yönelik en geçerli mecra olan müzecilikte de özellikle 20’nci yüzyılın ortalarından sonra ivme kazandı.
Daikin Türkiye
Web Tasarım IDS